4.03.2018

Almanya'da Ilk Gunler



Hallo!

Almanya'dan merhabalar...

Bu ilk hisler ve yaşananlar önemli, unutmadan yazmak istedim. Biliyorum bir noktada tüm bunlar rutine dönecek ve bugünlerde şaşırdığıma artık şaşırmıyor olacağım ama gün gelir bir başka yeni gelen okur bu satırları, bazen de geri dönüp ben bakarım nereden nereye gelmişim diye, o yüzden yazmak güzel....
Çok yazmasam da bu blogu okurken en çok galiba bu keyiflendiriyor beni, vay be neler yaşamışım diyorum her seferinde.

Hala kendimi çoğunlukla iş gezisinde gibi hissetsem de, oturma izni başvurusu ve ev bakma süreçleri yavaş yavaş beni tüm bunların geçici değil kalıcı olduğuna ikna etmeye başladı.

Ben üniversite yıllarımda, Erasmus vasıtasıyla 6 ay buraya çok yakın bir şehirde kalmıştım. O yüzden günlük yaşama dair aşinalık söz konusu ama yine de daha önce karşılaşmadığım durumlarla karşılaşıyorum. Şikayetten ziyade aslında şaşırma hali hoşuma gidiyor, bir noktada kendi yaşayış tarzına o denli alışıyorsun ki, ondan başka bir dünya olamaz gibi geliyor. Böyle ufak tefek farklılıklar, normal neydi, anormal olan neydi diye düşündürüyor insanı.

Mesela, neden bu kadar çok posta, sevgili Almanya! Bu kadar geri dönüşüme ve sürdürülebilirliğe önem veriyoruz, neden online bankacılık şifremizi telefonla alamıyoruz da, posta yollarında bekliyoruz? Cevap tahminim güvenlik olsa da, yine de çok mantıksız geliyor. İki haftada, Türkiye'de 1 yılda alabileceğim sayıda mektup aldım, siz düşünün. Banka hesabı mı açtırdım, mektup arkadaşı mı oldum bankayla belli değil, her gün ama her gün bir şey geliyor. Zaten buraya geldiğinizde aldığınız ilk uyarı, posta kutunuza isminizi yazmanız yönünde oluyor. Gelenler atlamasın.

Bir diğer şaşkınlık ise soğuk oldu, tam Avrupa'nın buz kestiği haftaya denk gelince (bakınız yukarıdaki fotoğraf), tüm hayatım boyunca bu kadar üşümedim dediğim günler yaşadım (Erasmus dahil).
Neyse ki geçiciymiş, bu hafta düzeliyor. Öyle bir soğuk ki, ev bakarken ilk kriterim tramvaya yakınlık olarak direk değişti.

Üçüncü şaşkınlık ise mutfaksız evler oldu. Aslında bu, bu haftaların şoku değil, aylardır bu gerçeğin farkındayız ve aylardır anlam veremiyoruz. Almanya'da bazı istisnalar dışında insanlar mutfaklarına, salondaki L koltuk muamelesi yapıp, gittikleri yeni eve götürüyorlar. Her kiracının mutfağıyla evden eve gezdiği bu çılgın dünyada, senin de kiracı olarak mutfağını alman ve montajını yaptırman gerekiyor. Tüm hayatı boyunca mutfak yaptırmamış ve Almancası olmayan biri olarak takdir edersiniz bu tercih ettiğimiz bir durum değil, o nedenle mutfaklı olan (çoğunlukla bir önceki kiracının mutfağını sattığı) evlere bakmaya çalışıyoruz. Gezdiğimiz evlerden birinde, mevcut kiracıya sorduk, bu biraz saçma değil mi, neden böyle yapıyorsunuz diye. Biz Almanlar kişiselleştirmeyi severiz, başkası senin yaptığın mutfağı zaten beğenmez, sen kendi zevkine göre yapmışsın zaten götürmek istersin falan dedi. Anlıyoruz diye kafa sallasak da, hala mantıklı değil, hala çok saçma :)

Bunun dışında şanslıyım ki, çoğu sürecimde şirketin anlaşmalı çalıştığı bir firma bize yardımcı oluyor. Bu nedenle uzun uzun vize, oturma izni vb süreçlerden bahsetmiyorum keza bizim sürecimiz  onlar ne derse yapmak yönünde oldu.

Fakat ev arayışımızın devam ettiği bu tatlı günlere dair yazacak şeyler var. Bunu da totem yaptım, ev bulduğumuzda yazacağım :)

Beni mutlu mesut eden Almanya güzelliklerini ise sonraki yazılarda paylaşacağım, biraz biriksin...
Şimdilik keyfimiz yerinde özetle. Bir de ev bulsak da seyahat ettiğimiz günlere geçsek, tadından yenmeyecek :)




7.01.2018

Yeni Hayat





Hayatı çok ciddiye almak ve almamak arasında kararsız kaldığım yıllar, yaşlar, sebep olan yaşanmışlıklar ve yeni heyecanlar...
Çok ciddi ve biraz da kafası karışık başladıysam sebebi var, hayatımda kocaman kocaman değişiklikler söz konusu.


İşim aracılığı ile bambaşka bir ülkede, yepyeni bir başlangıç söz konusu. Daha var, daha var derken bir anda zaman geldi.


Bu zamana dek ben de Emre de her zaman hayatımızın bir döneminde yurtdışında yaşamak istiyorduk. Pek çok neden var tabi bunun için; benim için en önemlisi ise sakin ve dingin bir hayat arayışı idi. Ruhum emekli diye hep diyorum değil mi, gerçekten de öyle :)
İstanbul'un trafiği, gündemi, koşturmacası ne kadar çok sevsem de çok yoruyor beni. Daha sakin ve koşturmacasız bir hayat fikri acayip heyecanlandırıyor.
Tabi eksiler, ah o eksiler.., İstanbul'da ben kendi çapımda sakin kozamı yaratmıştım, içinde canım ailem ve arkadaşlarım vardı. Hepsi ile her an görüşemesem de, hatta bazıları ile yılda 1-2 kez görüşecek bir hayat temposuna sürüklenmiş olsak da yine de orada ulaşılabilir olma hissi belki, belki o elini kolunu nereye koyacağını bilme hali, belki konfor alanı, tam adını koyamıyorum ama tüm bunlar ufak korkuları da getiriyor.


Ama ne yapıyoruz, cesur ve korkusuz oluyoruz, biraz da kaderci... Bu hayatımız için güzel, keyifli bir deneyim. Deneyeceğiz, göreceğiz, öğreneceğiz, canımız isterse vazgeçeceğiz belki de hep burada kalacağız. Ne öğrenmiştik, çok plan yapmayıp akışa bırakacağız.


İyileşme günlüğümü yazarken, bazı sevdiklerim, bazı yüzyüze tanımadıklarım ama kalben yakın hissettiklerim buralardan takip ederdi beni. Bu yeni macera ile bloga geri dönme kararı aldım ben de. Gözden uzak olsam da gönüllerden olmayayım diye :)


Yaşayalım görelim o zaman...



Bunlar da ilginizi çekebilir;

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...