15.10.2018

Yeni Yaş


Ben yaş aldıkça mutlu oluyorum, başardım hissi geliyor çünkü. Sağlıkla sınanmanın en iyi yanı yaş alma algının değişmesi sanırım. Bakış açınız 'İmdat yaşlanıyorum'dan, 'Yihuu bu yaşı da gördüm'e dönüyor.

30 yaşım geçen sene süper, hala unutamadığım bir doğum günü ile başlamıştı. Hem 30 yaş doğum günümdü, hem ülkeye veda partimdi hem de evlenirken hastalık teşhisim nedeni ile yapamadığım bekarlığa veda partimdi :) Bu üç konsepti, aynı potada zaten ancak benim ablam ve arkadaşlarım eritebillirdi. 

Doğum günüm sonrasını düşündüğümde ise yokuş aşağı kendini bırakmak gibiydi, sürekli bir koşturmaca, yeni ülke, yeni ev, yeni iş, yeni yalnızlıklar. 
30 yaşımda kendimi çok feci yormuşum, durup bakınca şimdi anlıyorum. Bir arkadaşım olsa, yapma bu kadar, yüklenme kendine diyeceğim şeyleri, kendime yapmışım resmen.

31. yaşıma bir hafta kala, 8-9 yaşımdan beri tuttuğum günlüklerimi okumaya başladım. Neredeyse 10-15 defter, yazmışım da yazmışım. Günlüklerimi bir gün bastırsam giriş cümlesi insan 7'sinde neyse 70'inde de odur olur keza tüm günlüklerde mini boy bir  Deniz'in birebir şu anki üzüntüleri, stresleri o yaşta, o dönem ki sorunlarıyla yaşadığını gördüm. İçimdeki çocuğu her şeyiyle yaşatmışım da biraz abartmışım galiba :)

Yeni yaşımda bu farkındalığı seçiyorum, başına gelen olaylar değişir, gelir geçer ama hayata bakış açın değişmedikçe, aynı tepkileri verdikçe, aynı döngülerde yer alacaksın. Günlükler tokat gibi çarptı gözümün önünde olan, bir sürü kitapta okuduğum, teoride bildiğim ama ısrarla içselleştiremediğim gerçeği.

Yeni yaş demek, mis gibi yeni kararlar, yeni başlangıçlar demek benim için, kararlarımın en başına bu farkedişi altın harflerle yazıyorum ve bir sürü güzel, keyifli plan yapıyorum, güzellikler diliyorum.

Not 1: Çocuğunuz var ise onu günlük yazmaya teşvik edin, benim kendime en güzel hediyem bu günlükleri yazmak ve saklamak olmuş. Kendiniz için de geç değil, alın bir günlük başlayın yazmaya.

Not 2: Fotoğraf bu yaş doğum günü hediyem Como gölü ziyaretinden, bununla ilgili mini bir yazı da geliyor...

18.06.2018

Heidelberg





Almanya'nın en romantik şehri, şirin ilimiz Heidelberg ile karşınızdayım...


Almanya sevmeyene Almanya sevdirecek güzellikte nefis bir yer Heidelberg, bu aralar homur homur Almanya'ya söylenen bana çok iyi geldi mesela! (1 ay içerisinde kişi bitmeyen grip olur, bodrumunu su basar, bodrumunu hasta hali ile toparlar ve bodrumu tekrar su basarsa azcık homur homur olabiliyor. En kıymetli kitaplarım ve yoga eğitimi ders notlarımın su içinde kalmasına hiç değinmiyorum, sakinim!)


Heidelberg'e dönersek Baden-Württemberg eyaletine bağlı bu küçük şehir, pek turistik bir lokasyon. Bizim gittiğimiz gün biraz bulutlu bir pazar günü olmasına rağmen oldukça kalabalıktı.


Biz günübirlikçi Heidelbergciler olarak kompakt bir tur yaptık Heidelberg'te ve görüşüm dolu dolu bir günün yeteceği yönünde ama kalmak düşünülürse de bence pek keyifli olur.


27.05.2018

Almanya'da Ev Bulmak & Alışmak(?) & Yerleşmek





Almanya'da 3 ayımı doldurduğum bugünlerde dönüp bakıyorum, kendime verdiğim sözümü tutup, uzun uzun yazmış mıyım diye ama pek hayal ettiğim gibi olmamış sanırım. Yazmışım aslında ama sayfa sayfa defterlerime. Buralara nedense daha iyi hissedince yazarım, yerleşince yazarım gibi şartlaşmışım kendimi.


Öyle inişli çıkışlı bir 3 ay oldu ki bana nedense 1 yıl gibi geldi. Nerden başlasam bilemediğim için biraz karışık bir güncelleme yazısı olacak bu sanırım.
Öncelikle evimizi bulduk ama bulana kadar cidden canımız çok sıkıldı. Hem aracı fırma hem de internetten kendimiz bakıp başvurarak bir sürü ev gördük. Hayal ettğim evi daha ilk haftada buldum, anında tamam dedik, bir de emlakçının bizi bu iş kesin olur laflarıyla iyice yükseltmesine izin verdik. 3 gün sonra ev sahibi ben Almanca bilmeyen kiracı istemem diyerek bizi bir güzel reddedince baya bir depresyona girdim. Normalde pek hayırlısı, kader insanıyımdır ama eve nasıl kitlendiysem şu an bile belki bir mucize olur o eve geçeriz diye düşünüyorum, durumumu anlayın :)


Bunun üzerine bazı beğenmediğim evler, bazı beğenip aranılmadığımız evler şeklinde arayışımıza devam ettik. Arada iki belki olur evinden de red yedik çok şükür. Tüm bunlar olurken şirketin 70lerden kalma misafirhanesi beni her gün daha da fazla basıyordu çünkü zaten iş seyahati sırasında Ocak'ta 2-3 hafta kalmıştım burada, üzerine neredeyse 1,5 ay daha kalınca, üzerine bir de bütün stres nedeniyle hayatımda hiç alerjik reaksiyon göstermemiş cildim bir anda kırmızı noktalarla kaplanınca, ilk bulup beğendiğim evi, Emre'ye sadece videolarını göndermek suretiyle tuttum. Evin içi yepyeni ve güzeldi, ev sahibi tatlıydı falan ama bir sürü istediğim şey de yoktu; ek oda, kapalı mutfak ve balkon gibi ama olsun... Sanıyorum o an beden ve ruh sağlığım için en doğru adımı atmışım, pişman değilim.


İstanbul'dan eşyalarımız gelince ise hayatında hiç taşınmamış ben için yepyeni bir macera olan ev yerleştirme başladı. Her şeyi yerleştirdikten sonra ilk sözlerim 'Bir daha asla ama asla taşınmayacağım' oldu. Bir noktada bütün o çileyi unutuyor herhalde insan, yoksa nasıl bunca insan sürekli nasıl taşınıyor aklım almadı. Taşınmak deli işiymiş, bunu da öğrenmiş bulundum.


Son olarak gelelim her gün en az bir kez sorulan 'Alıştınız mı?' konusuna...


Valla ben dürüst olacağım henüz alışamadım, yola çıkarken üzerine hiç düşünmediğim bir şey varmış; özlem hatta çok özlem...


Ailemi, arkadaşlarımı, köpeğimi çok ama çok özledim. Konfor alandından çıkan insan sudan çıkmış balık oluyormuş, yaş arttıkça insanın köklenme ihtiyacı daha da artıyormuş bunu anladım. Şu an o yüzden benim için her şey çok 'hava'da, fazla hava hatta, bir an önce köklenmiş hissetmek istiyorum yine.
İşin komik yanı 20 yaşımdayken tam 6 ay Almanya'da yaşadım ve daha ilk haftamda kendimi harika hissediyor, keşke hep kalsam diyordum. Demek ki yaşla beraber beklentiler ve gereksinimler baya değişiyor. O nedenle böyle bir karar alırken iyi düşünmek lazımmış.


Bu demek değil ki olmadı, yapamayacağım daha çok bu alışmama haline şaşkınım ben. Nedense bu olasılığı hiç düşünmemişim ve hazırlıksız yakalanmışım. Herkesin dilinde bir ilk 6 ay hatta 1 yıl böyle, 6 ay kırılma gibi laflar geziyor, o yüzden 6 ayı bekliyorum, tecrübeye inancımdan.
Bakalım kahramanımız alışacak mıydı?









4.03.2018

Almanya'da Ilk Gunler



Hallo!

Almanya'dan merhabalar...

Bu ilk hisler ve yaşananlar önemli, unutmadan yazmak istedim. Biliyorum bir noktada tüm bunlar rutine dönecek ve bugünlerde şaşırdığıma artık şaşırmıyor olacağım ama gün gelir bir başka yeni gelen okur bu satırları, bazen de geri dönüp ben bakarım nereden nereye gelmişim diye, o yüzden yazmak güzel....
Çok yazmasam da bu blogu okurken en çok galiba bu keyiflendiriyor beni, vay be neler yaşamışım diyorum her seferinde.

Hala kendimi çoğunlukla iş gezisinde gibi hissetsem de, oturma izni başvurusu ve ev bakma süreçleri yavaş yavaş beni tüm bunların geçici değil kalıcı olduğuna ikna etmeye başladı.

Ben üniversite yıllarımda, Erasmus vasıtasıyla 6 ay buraya çok yakın bir şehirde kalmıştım. O yüzden günlük yaşama dair aşinalık söz konusu ama yine de daha önce karşılaşmadığım durumlarla karşılaşıyorum. Şikayetten ziyade aslında şaşırma hali hoşuma gidiyor, bir noktada kendi yaşayış tarzına o denli alışıyorsun ki, ondan başka bir dünya olamaz gibi geliyor. Böyle ufak tefek farklılıklar, normal neydi, anormal olan neydi diye düşündürüyor insanı.

Mesela, neden bu kadar çok posta, sevgili Almanya! Bu kadar geri dönüşüme ve sürdürülebilirliğe önem veriyoruz, neden online bankacılık şifremizi telefonla alamıyoruz da, posta yollarında bekliyoruz? Cevap tahminim güvenlik olsa da, yine de çok mantıksız geliyor. İki haftada, Türkiye'de 1 yılda alabileceğim sayıda mektup aldım, siz düşünün. Banka hesabı mı açtırdım, mektup arkadaşı mı oldum bankayla belli değil, her gün ama her gün bir şey geliyor. Zaten buraya geldiğinizde aldığınız ilk uyarı, posta kutunuza isminizi yazmanız yönünde oluyor. Gelenler atlamasın.

Bir diğer şaşkınlık ise soğuk oldu, tam Avrupa'nın buz kestiği haftaya denk gelince (bakınız yukarıdaki fotoğraf), tüm hayatım boyunca bu kadar üşümedim dediğim günler yaşadım (Erasmus dahil).
Neyse ki geçiciymiş, bu hafta düzeliyor. Öyle bir soğuk ki, ev bakarken ilk kriterim tramvaya yakınlık olarak direk değişti.

Üçüncü şaşkınlık ise mutfaksız evler oldu. Aslında bu, bu haftaların şoku değil, aylardır bu gerçeğin farkındayız ve aylardır anlam veremiyoruz. Almanya'da bazı istisnalar dışında insanlar mutfaklarına, salondaki L koltuk muamelesi yapıp, gittikleri yeni eve götürüyorlar. Her kiracının mutfağıyla evden eve gezdiği bu çılgın dünyada, senin de kiracı olarak mutfağını alman ve montajını yaptırman gerekiyor. Tüm hayatı boyunca mutfak yaptırmamış ve Almancası olmayan biri olarak takdir edersiniz bu tercih ettiğimiz bir durum değil, o nedenle mutfaklı olan (çoğunlukla bir önceki kiracının mutfağını sattığı) evlere bakmaya çalışıyoruz. Gezdiğimiz evlerden birinde, mevcut kiracıya sorduk, bu biraz saçma değil mi, neden böyle yapıyorsunuz diye. Biz Almanlar kişiselleştirmeyi severiz, başkası senin yaptığın mutfağı zaten beğenmez, sen kendi zevkine göre yapmışsın zaten götürmek istersin falan dedi. Anlıyoruz diye kafa sallasak da, hala mantıklı değil, hala çok saçma :)

Bunun dışında şanslıyım ki, çoğu sürecimde şirketin anlaşmalı çalıştığı bir firma bize yardımcı oluyor. Bu nedenle uzun uzun vize, oturma izni vb süreçlerden bahsetmiyorum keza bizim sürecimiz  onlar ne derse yapmak yönünde oldu.

Fakat ev arayışımızın devam ettiği bu tatlı günlere dair yazacak şeyler var. Bunu da totem yaptım, ev bulduğumuzda yazacağım :)

Beni mutlu mesut eden Almanya güzelliklerini ise sonraki yazılarda paylaşacağım, biraz biriksin...
Şimdilik keyfimiz yerinde özetle. Bir de ev bulsak da seyahat ettiğimiz günlere geçsek, tadından yenmeyecek :)




7.01.2018

Yeni Hayat





Hayatı çok ciddiye almak ve almamak arasında kararsız kaldığım yıllar, yaşlar, sebep olan yaşanmışlıklar ve yeni heyecanlar...
Çok ciddi ve biraz da kafası karışık başladıysam sebebi var, hayatımda kocaman kocaman değişiklikler söz konusu.


İşim aracılığı ile bambaşka bir ülkede, yepyeni bir başlangıç söz konusu. Daha var, daha var derken bir anda zaman geldi.


Bu zamana dek ben de Emre de her zaman hayatımızın bir döneminde yurtdışında yaşamak istiyorduk. Pek çok neden var tabi bunun için; benim için en önemlisi ise sakin ve dingin bir hayat arayışı idi. Ruhum emekli diye hep diyorum değil mi, gerçekten de öyle :)
İstanbul'un trafiği, gündemi, koşturmacası ne kadar çok sevsem de çok yoruyor beni. Daha sakin ve koşturmacasız bir hayat fikri acayip heyecanlandırıyor.
Tabi eksiler, ah o eksiler.., İstanbul'da ben kendi çapımda sakin kozamı yaratmıştım, içinde canım ailem ve arkadaşlarım vardı. Hepsi ile her an görüşemesem de, hatta bazıları ile yılda 1-2 kez görüşecek bir hayat temposuna sürüklenmiş olsak da yine de orada ulaşılabilir olma hissi belki, belki o elini kolunu nereye koyacağını bilme hali, belki konfor alanı, tam adını koyamıyorum ama tüm bunlar ufak korkuları da getiriyor.


Ama ne yapıyoruz, cesur ve korkusuz oluyoruz, biraz da kaderci... Bu hayatımız için güzel, keyifli bir deneyim. Deneyeceğiz, göreceğiz, öğreneceğiz, canımız isterse vazgeçeceğiz belki de hep burada kalacağız. Ne öğrenmiştik, çok plan yapmayıp akışa bırakacağız.


İyileşme günlüğümü yazarken, bazı sevdiklerim, bazı yüzyüze tanımadıklarım ama kalben yakın hissettiklerim buralardan takip ederdi beni. Bu yeni macera ile bloga geri dönme kararı aldım ben de. Gözden uzak olsam da gönüllerden olmayayım diye :)


Yaşayalım görelim o zaman...



Bunlar da ilginizi çekebilir;

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...